Anne ile gmail diyaloğu ve Blog Ödülleri

Nisan 14, 2009 vladivostox 3 yorum

Sanırım bu satırları okuyan pek çok kişinin belli bir yaşın üzerindeki tanıdıklarına (anne, baba, belki de büyükdedeler vs.) bilgisayarı ve interneti anlatmak durumunda kalmışlığı vardır. Benim maceram bir kaç sene önce babama interneti söktürmek ile başladı; ama açıkçası umduğumdan daha hızlı bir yol katetti kendisi. En başlarda en büyük problemi, adres çubuğuna sitelerin ismini yazarken devamlı Türkçe karakter kullanıyor olmasıydı. Sabırla bu sorunun üstesinden gelmeyi başardık. Hatta artık babam bana hergün e-mail forward’lar hale geldi.

Neyse, geçen gün annem aradı ve “maillerime nasıl bakacağım?” dedi. En başta annemin e-maili olması fikrine adapte olmaya çalıştım; akabinde girizgaha başladım. ”Gmail.com”u adres çubuğuna yaz dedim, o da “tamam, yazdım ama sayfada hala google görünüyor.” şeklinde bir cevapla karşılaştım.  ”Hm, enter’a bastın mı?” lafıma annem “Enter ne, şu alttaki ince uzun tuş mu?” diyerek karşılık verince bende hafif bir mavi ekran oluştu. Neticede uzun uğraşlar sonucunda problemi çözdük ve annem e-maillerine bakmayı öğrendi. Yalnız “Kimle mailleşiyorsun ki bu arada?” sorumu, “baban mail yolluyormuş onlara bakacağım” şeklinde yanıtlayınca gülmekten kendimi alamadım. Bir ara habire tv’de dönüp duran vodafone reklamları gibi olduk tam anlamıyla.

Bu arada malum Blog Ödülleri yarışması başladı; ben de basketbol temalı blogumla spor kategorisine iştirak etmiş bulunuyorum. Bu sayfadan kayıt olup, Spor blogları kısmında “24 Saniye – Basketbol“a bir oy şeyettirebilirseniz sevinirm. Kısfmet diyorum artık…

Kısa kısa kısa (I)

Nisan 7, 2009 vladivostox Yorum yapın

Toptan bir blog yazmaktansa kısa kısa notlar halinde yazasım geldi. Tembellik ömür boyu…

  • Pazar gecesi tv’nin başına kurulmuş Rıdvan Hoca eşliğinde “%100 Futbol”u izleyecektim ki; Obama ve salak Türk televizyonculuğu tüm şevkimi aldı götürdü. Neredeyse yarım saat memleketçe Obama’nın “Air Force One”ının kapısını seyrettik. O kadar bekleyişin üzerine Obama kapıdan kendini gösterip hareket çekseydi çok eğlenirdim herhalde; ama olmadı tabi.
  • Kadınların daha bir kaç saat önce gördükleri arkadaşlarını tekrar görünce göstermiş oldukları süslü ve ağdalı sevinçlere bir anlam veremiyorum. Mavi ekran…
  • Alper Canıgüz’ün “Gizliajans”ını şiddetle ve şevkle tavsiye ediyorum. Alın, okuyun, beğenin… Sonra eşe dosta verin; sevgi çemberi genişlesin, insanlık aşka gelsin blablabla
  • Pazar gecesi Eurosport’ta denk gelince izledim; Avustralya Futbolu deli zevkli bir şeymiş. Memlekette olsa oynamak isterdim, o derece.
  • Öğlen yemeğinde ıspanak çıkaran işyerine ne denir? İsmail YK, bilir ne diyeceğini!
Categories: günlük, havadan sudan

Ayaklı Google Maps olmadım, olamadım…

Mart 27, 2009 vladivostox Yorum yapın

Yaklaşık 2,5 senedir işe servis ile gidip geliyorum. Halimden memnunum; evimin önünden alıyor. Sabah sabah başka vesaitlere binmek durumunda kalmıyorum. Yalnız güzergah itibariyle takribi 20-25 km. kadar yol katediyoruz ve doğal olarak İstanbul trafiğinde alternatif yollar  konusunda bol bol talim yapabiliyoruz.

Bu geçen süre içerisinde farkettim ki, bir kısım insan resmen ayaklı google map gibi… Misal herhangi bir sıkışıklığa denk geldiğimizde, trafikten kurtulabilmemiz için e-5′te hangi çıkıştan çıkmamız gerektiğini ya da şu yola girip önce sağa sonra 2. soldan içeri döndüğümüzde falanca yola bağlanabilmemiz gerektiğini falan anında söyleyebiliyorlar. Kesinlikle çok güzel bir meziyet! Koordinatları ver; mübarek google maps ya da gps navigator gibi seni şıppadanak istediğin yere çıkartıversin.

Bir de değişik, görmedikleri bir yolla karşılaştıklarında içlerinde bir anda ani bir merak uyanıyor ya ona da çok şaşırıyorum. “Nereye çıkıyor acaba bu?”, “Sanki yeni yapmışlar bu yolu!”, “Şeritleri de biraz genişletmişler sanki” gibi fantezik yorumlar yapıyorlar.

Ben hiç böyle bir insan olamadım. Olmadım…

Koruma kalkınlı şemsiyeler ve dolu barajlar

Şubat 26, 2009 vladivostox Yorum yapın

Son zamanlarda garip bir takıntıya sahip oldum. Sabahları işe geldiğimde mütemadiyen İski’nin internet sitesinden barajların doluluk oranlarına bakıyorum. Açıkçası bunu neden yapıyorum bilemiyorum. Dedim ya bir takıntı haline büründü bu. Eh, bir kaç haftadır da pek ara vermeden yağan yağmur sayesinde İstanbul’da barajlar doluyor ve mutlu oluyorum. Sanırım, bu zihin yapımla yazın da barajların boşluk oranına bakaraktan üzüntü duyabilirim. Kafamı dağıtmam lazım.

Bir kısım insanlardan, yağmurlu havalarda uzak durmak lazım. Zira inanılmaz boyutlara ulaşabilen şemsiyeleri nedeniyle bir tehlike merkezi haline geliyorlar. Geçen gün eve giderken yolda karşıdan gelen bir kadından kaçmak zorunda kaldım sırf bu yüzden. O kadar büyük bir şemsiyesi vardı ki altına tüm ailesini sığdırabilir üzerine bir kaç yedek bile alabilirdi. Bu tip insanları, filmlerde sık sık karşımıza çıkan görünmez kalkanlara sahip ufolara benzetiyorum. Geniş bir dairenin altında yürüdükleri için yanlarına 1 metreden daha fazla yaklaşmak mümkün olmuyor; kalabalığı yarıp geçebilen bir yeteneğe sahipler. Savunma kalkanına çarpıp gözümden olmak istemiyorum!

Categories: günlük, kafama takildi

Tembellik kader olmaktan çıksın artık!

Şubat 20, 2009 vladivostox Yorum yapın

Zaman zaman inanılmaz derecede tembel olabiliyorum. Çok basit şeyler bile bir türlü yapılamayanlar listesinin üst sıralarında kalmaya devam edebiliyor uzunca bir süre. Örneğin, ipod’uma uzun süredir yeni bir şarkı/türkü yüklemediğim için her gün Katy Perry’nin “I kissed a girl” şarkısını dinliyorum hala. Zira ipod’un içindeki şarkı sayısı sadece 2. Ipod da montun cebinde benle beraber dolaştığı için aramızda böyle bir seviyeli ilişki ortaya çıktı. Bu arada “I kissed a girl”ü de ezberledim haliylen. Kadının diğer şarkılarını bilmiyorum; hatta nasıl oldu da ipod’un içinde sadece bu 2 şarkı kaldı, onu da bilmiyorum.