patlicani tek basina hiç sevmesem de, nedense degisik formatlara büründügünde kendimi kaptiriveriyorum… heralde zihnimde onun baska sey olduguna kosullaniyorum, halbuki tat ayni. neyse alinazik’i ilerki bi zamanda bir daha denemek lazim.

Advertisements

bazen ortaokul ya da ilkokul zamanlarima dönebilme ihtimalinin bulunmasinin ne kadar da güzel olabilecegini düsünüyorum… daha mi rahattim eskiden, kafama öyle birsürü sey takarmiydim acaba tam hatirlayamiyorum; biraz silindi eski zamanlar hafizamdan. ama yine de azicik da olsa zamana dayanabilmis anilar, o günlere dönme istegimi azdiriyor. bunaldim sanirim bu zamandan, ya da yasadigim ani algilayisimdan…

insanlarin sözlerinin saka mi yoksa gerçek mi oldugunu çogu zaman kavrayamiyorum. sonra kendi kendimi yiyip duruyorum…

bir anda herseyden vazgeçip sifirdan baslasam diye geçiriyorum içimden… hazir hayatimin kilometreleri fazla ilerlememisken, geriye dönüp dogru olanda karar kilabilme sansi varken… bunlarin hepsi varken cesaret nerede?

geçen gün vapurda disariyi seyrederken aklima geldi, acaba bogazdaki martilar günde kaç kez karsi yakaya gidip geliyorlar? hos bi görüntü oluyor, vapurlarla beraber giden simit pesinde kanat çirpan martilar… sanirim oldukça sik yapiyorlar bu gidis-gelisleri. çünkü daha hiç soyle topluca, etine dolgun bi marti gozume ilismedi. rahat olmamali hayatlari, devamli yiyecek pesinde…