kar yagiyor devamli, yollar buzla kaplaniyor, evin içini hararet basiyor, benim içimi de sonsuz bir sikinti… okullari tatil ediyorlar, bizimki de tatil edildi mi acaba? söylemiyor televizyon… merak da etmiyorum zaten, geçinip gidiyoruz kavgasiz gürültüsüz…

televizyonda sik sik görürüz. falanca ülkenin basbakani, filanca ülkenin baskaniyla zart sehrinde görüsme yapmis; tv’lere de görüntüleri aksetmis… klasik bir el sikisma seansi, etrafa gülücükler, nükteler fiskirtma durumlari… bi nevi yakin derece ahbaplik tavirlari!
az buçuk etrafi izlemeye basladigimdan beri politika islerinin, özellikle de dis iliskilerle alakali olanlarinin, dünya üzerindeki en danisikli dövüs meslegi oldugunu düsünürüm. aslinda meslek mi acaba?

‘Savas istiyoruz! ‘
En önce vuruldu
Bunu yazan…

b.brecht

disarida firtina var. ne zaman lapa lapa kar yagsa ya da rüzgardan gökyüzü uguldayip dursa mutlu oluyorum. belki de mutluluk dogru kelime degil, daha çok içinde bulundugun zamana karsi duyulan hosnutluk diyeyim…

“Her gelen ayni sazi çalacak, her hükümet sadece söyleneni yapacaksa niye seçimle vakit kaybediyoruz ki?
Ekonomide hazir reçeteler uygulanacaksa,
Güvenlikte tabulara dokunulmayacaksa,
Diplomaside dayatilan çizgi asilamayacaksa,
Savasa ilk imzayý “Savasa hayir” diyenler koyacaksa,
Kibris’ta çözüm vaat edenler çözüme mani olacaksa,
Anayasa ancak “milletlerarasi hukukun mesru saydigi hallerde” savas ilanina cevaz verirken Meclis, ülkeyi, mesru dayanagi bulunmayan bir savasa sokacaksa,
Bunca parlamenter, kendi tabaninin sesini hiçe sayarak o savas lehine parmak kaldiracaksa,
Seçime, Meclis’e, bunca partiye ne hacet.
Bize bir “teknisyenler hükümeti” yeter.”
c.dündar