gerçek hayatta da rüyalarimda konustugum kadar güzel ingilizce konusmak istiyorum. en azindan yakinindan geçsem…
dün gece yine böyle bol konusmali bi rüya gördüm. japon bi sarkiciyla ingilizce konusuyordum. efendim, eleman benim “pronounciation”imi begenmedi. ben de “ulan sen kendine baksana!” deyiverdim, tabii yine ingilizce… sonra birbirimize kizdik, ayrildik. malum japonlar telaffuzda pek iyi degillerdir. neyse sabah oldu uyandim haliylen, denedim söyle bi kendi kendime konusmayi, olmadi yine…
yalniz benim bu rüyalarimda yabanci dil konusma huyum bi garip. daha evvel de futbol takimi porto’nun antrenörüyle italyanca konusuyordum. yakinda almanca’ya da baslayabilirim…

Reklamlar

bir seneyi daha devirdik. bundan tam bir yil evvel (daha dogrusu 361 gün önce) bu blogu eklemisim. 100. günmüs ve ramazan bayrami… tekrardan okuyunca pek de bisi degismemis, yine ayni seyleri yazmayayim. “seker, kavurma” muhabbeti…

nedense halk arasinda bi inanç vardir, bayramda havalar güzel olur diye. hatirladigim kadariyla geçen sene yagmurluydu, bu sefer günesli ve ilik bir gün. fakat yalniz bi bayram, es dost yok etrafta gidip de bayramlasalim. hepsi bi tarafa dagiliyor, tatil 9 olunca.
bu arada fikirbaz’da gördüm, buzznet.com adli siteyi. dayanamayip nikita.buzznet.com’u da ben yapiverdim. belki zamanla fotograf çekebilirsem sagda solda, söyle güzel bir galeri olabilir.
bayram blogunun sonunu “n’olcak bu fener’imizin hali!!” diyerekten acikli ve hüzünlü bi sekilde noktaliyorum.

yasanan bombalamalar insanlarin sinirini hayli germis anlasilan. artik uzunca bir süre nerede bos ve süpheli bir çanta ya da araç görsek hemen potansiyel bir bombadan bahsediyor olacagiz. bugün ögle saatlerinde karaköy-sishane arasindaki sahil yolu(persembe pazari) trafige kapatilmisti. ne var ne yok diye (malum merak iste) caddede yürümeye basladim. yolun ortalarina dogru bi yerde, eskice bi arabanin altinda sahipsiz (süpheli!) bi çanta unutulmus ya da birakilmis… isin enteresan tarafi insanlar sanki ortada bi olay, hareket varmis gibi aracin etrafina toplanmislar, araci seyrediyorlardi. (yine malum merak durumu olsa gerek!) bilemiyorum, o an çantada hakikaten bi bomba olsa ve orada patlasa pek çok insanin basina sirf merak yüzünden olmadik isler gelebilirdi.
sanirim bu psikolojik travma sürdügü müddetçe, buluttan nem kapmaya ve bi yerlerde unutulmus her çantanin içinden de bomba çikabilecegina inanmaya devam edecegiz. tabi bir de deyis oldugu üzere, “insanin basina ne gelisme meraktan…”

havadaki ani degisiklikleri pek kaldiramiyorum nedense. daha dün günesli güzel bi günken, bugüne karanlik kasvetli bi havayla uyandim… disarida yogun bi yagmur. insanin evden çikasi gelmiyor. ders çalismak da zor, hazir 2 tane imtihan kalmisken çikariversek aradan.
aksam üstü taksim’e giderken sinagogun oralardan geçerim belki de. bi kaç fotograf çekebilirim sanirim. aslinda makinayi da degistirmek lazim, çok demode kaldi yeni çikanlarin yaninda. hp photosmart 850′yi kestirdim gözüme ama para yok ki… ucuzlamasini beklesen bu sefer yeni piyasaya sürülenlere ilgim kayacak. piyasanin kapana kistirdigi tüketicleriz iste…
bi de yarin maç var, en son ne zaman koltuga kurulup söyle güzel bi oyun izledigimi hatirlamiyorum.(milli maçlar içinde) en fazla bir devre dayanabiliyorum. kisir futbol ve skordan ziyade zevkli bi maç seyretmek istiyorum nicedir. netice kadar “hatice” de ilgi ister… hazir hatice demisken yigiter ulug’un “hatice’ye mektuplari” da güzel kitaptir. neticeye yüz vermez…

öyle olaylar vardir ki insan daha bunlarla yüzlesmeden bile isin içinden çikamayacagina kanaat getirmistir. kendi adima bunlara en güzel örnekler; matematik imtihanlari ile kasadan atlama hareketleri…
tüm ortaokul ve lise yasantimin en kabus anlari beden dersi sözlülerinde kasadan atlama etaplariydi. fiziksel olarak kendimde bi yetersizlik göremesemde, tamamen psikolojik sebeplerden dogduguna inandigim basarisizliklarla sik sik yüzlesmisimdir. her ne zaman kasanin karsisina geçip hizli adimlarla hedefe ilerlemeye basladiysam, kabusum da sahneye çikiverirdi aniden.
hala sürmekte olan(bundan dolayi pek memnun olmasamda) üniversite yasantimda ise matematik imtihanlari kabus yaratma potanisyelini kasalarin elinden almis bulunuyor. her yeni yariyil beraberinde yeni matematik konulari da getiriyor, konular toplandikça ben de altinda ezilmeye basliyorum. içim daraldi hakikaten…
neyse, yazinin sonunu yine bi deyisle bitireyim… “hay bu iktisati tavsiye edenin, reklamlarda car car havali bi isin olsun diyenin!!” havasi batsin efendim…

son bir kaç gündür yasadiklarim neticesinde söyle bir sonuca vardim, kendim için pek hayirli görmesem de… ingilizce yazabilme yetilerimi kaybetmisim de haberim yokmus. evet, gayet hazin bir durum. imtihanlarda böyle bilgiler içimden tasiverirken kagida anca bir kismini dökebiliyorum. eh, sözlük kullanmak da denetmenler tarafindan hos karsilanmayinca ortada kabak gibi kaliveriyorum. insan konusurken bazen sadece kem ve kümleri kullanirya, ben de yazarken aynisini yasiyorum. “because” ve “also”larla kagit doluveriyor, acil suratle baglaçlar konusuna egilmem lazim.
tabi aslinda yazinin özü ve can alici noktasi olarak da “yabanci dilde egitim ne saçma seydir kardesim!” diyorum. ya da isime böylesi geliyor…

geçen gün televizyonun karsisinda yayilmis yatarken farkettim, kanepeye kurtçuklar dadanmis. parkenin üzeri ufacik, krem rengi ve yavasça hareket eden mahluklarla kaplanmisti. tepelerine hafifcecik bastirinca çatirt diye öbür tarafi boylayiveriyor hayvanciklar…
haliylen annem hiçbirini yasatmadi bu diyarlarda, çogu daha yumurtasindan dahi çikamadan süpürgenin torbasina mihlaniverdi.
insan da onlari düsünüverdiginde yasamin böyle garip tecellileri ya da gerçekleri olduguna hükmediyor; genelde de mesela kendini derslere adamanin ne kadar da geçici bir mesgale olduguna kanaat getiriyor. en azindan ben böyle düsündüm. isime de geldi sanirim, mazeret uydurmada… hani gün gelir de para teorisine kafa yorarken elektrikli süpürgenin teki çaktirmadan ruhunu içine çeker gider…

Previous Older Entries