her yer insan kayniyor son günlerde… yilbasina az kaldi ya, ahali harala gürele alisveris telasinda. magazalar süslenmis, isiklanmis; potansiyel müsterileri cezbetmeye çalisiyor. oltaya bi balik daha takilsin diye ugrasip duruyorlar. kapali mekanlar içine adim dahi atilamayacak birer kaos… çilginliktan uzak duralim, kafayi siyirmak yeridir.

bu arada tasarimi yine degistirdim. yeni yil geldi ya, söyle bi tazeleyeyim dedim renkleri… ) kalsin böyle uzun uzun, degismesin. bi de slogan mi bulsam acaba imaj hesabina…

Reklamlar

“park yapilmaz” tabelalarina uyuz oluyorum. elimden gelse hepsini “park edilmez” diye degistirmek arzusundayim… acaba amcalara anlatsam, “sittir lan, sana mi sorcam nasil yazilir diye!” seklinde cevaplarla karsilasir miyim? karsilasirim sanirim, özellikle bazi muhitlerde…

matrix üçlemesini nihayet bitirebildim, biraz geç de olsa… serinin her filminden biraz daha moralim bozularak, beklentilerimin altinda tatmin olarak çikiyorum. matrix revolutions’ta da aynisi oldu. filmlere gereksiz yere felsefik anlamlar yükleyenlerden degilim ama yine de filmlerin genel yapisinda aksiyondan ziyade konu bütünlügüne önem veririm. bence matrix 3 (sokak vcd’cilerindeki ismiyle) bu konuda yeterli degil… bazi anlar tam anlamiyla koptum anlatilan olaylardan, geçisler arasinda kayboldum diyebilirim. ilki güzeldi, orada biraksalardi…

filmden kopmamin bir sebebi de türkçe seslendirmeli bir salonda izlemem olabilir.(bu kadar geç zamana birakinca izlemeyi artik hangi salonda oynarsa, sansima…) 9 kusurlu hareketten birisi… neo’yu ya da trinity’i türkçe konusurken dinlemek alismasi hayli zaman alan bi durumdu. tavsiye edilmez, bi daha da yapmayacagim zaten.

“neseli öyküler”‘in yazari carlo cipolla’nin bir diger kitabi; “fatihler, korsanlar, tüccarlar”… 16.yy’da baslayan, amerika’dan ispanya’ya akitilan gümüs ve altinlarin öyküsü… akil almaz miktardaki madenlere ragmen ispanya dünya sahnesinde neden muazzam bir güç olamadi, kitapta cevabi aranan soru…
cevap ekonomik varsayimlarda, modellerde yatiyor. ülkeye gelen bol miktardaki “yeni” paraya karsilik ispanya’nin bunun yarattigi talebi karsilayacak piyasasi(arzi) yoktur. dogal olarak ülke diger memleketlerin tüccarlarinin mallarini satip ispanya’nin gümüslerini aldigi bir piyasaya dönüsür. çin’de, estonya’da, hindistan’da ispanyol “real”leri görülmeye baslar 16. yy.da… ispanya tam anlamiyla varlik içinde yokluk yasar o devirlerde.
kitap oldukça ince, yaklasik 70 sayfa. (bir kaç saat içinde bitiveriyor) fakat olaylari kisa ve öz biçimde anlatmasi bakimindan hayli aydinlatici…

memlekette tabelasinda “aile salonumuz vardir” ibaresi bulunmayan kebapçi, dönerci, lahmacuncu ya da çay bahçesi var midir? ya da yazanlarin ne kadari götünden sallamamaktadir? sanmiyorum ki olsun…