bir seçim daha geride kaldi ve ben yine geçmis zamani yadettim. tipki her yeni bayramda yaptigim gibi… sanki bayramlar ve seçimler degisen zamana ayak uyduramiyor da bilindik tatlarindan uzaklasiveriyor. evvelki seçimlerde aksamdan tv basina geçip uykum gelene kadar renkli tablolari, inen çikan grafikleri pek bir merakla seyrederdim. simdilerde (teknoloji sagolsun) saat 10 bilemedin 11 dendiginde sonuçlar belli oluyor; evli evine köylü köyüne misali… çekismenin azligindan degil de bende olusan ilgi eksikliginin de payi olsa gerek.

bayramlarla seçimleri de ayni his tufaninin içine kativerdim ya enteresan oldu. çok çalismam lazim, çok…

Advertisements

futbolu ilgiyle takip etmeme neden olan unsurlardan birisi de (sporun asil aksiyonunun yaninda) kendine ait enteresan ritüelleri… bunlarin içinde en ilgime mazhar olani “tükürme” ve “sümkürme”. igrençligimden degil de daha çok bu iki faaliyetin icra edilmesindeki kendime göre zor buldugum unsurlar ilginç geliyor bana. bilhassa “sümkürme”…
fizyolojik olarak gerçeklestirilmesi hayli zor olan bu hareketin 3 günlük topçular tarafindan dahi rahatça ve kayitsizca gerçeklestirilmesi beraberinde de insanin kendi yapisini ya da yetenegini sorgulamasini getiriyor, en azindan her halisaha maçinda benim basima gelen bu. kiskaniyorum; onlarin burnu burun da bizim ki neci? arastirayim…

ayda yilda bir maça gideyim dedim, ugursuzlugumdan olsa gerek gençler’e bi güzel maglup olduk. ama hayli kaliteli bi maçti; aslinda stada gidip seyrettigim tüm maçlar kaliteli geliyor bana ya neyse. insanlarin olusturdugu atmosferden, mekanin güzelligine kapilmamdan sanirim. fener stadi’nin yeni halini de ilk kez gördüm; “avrupai olmus” diyemeyecegim hiç bi örnegine gitme sansi bulamadigim için ama yine de türkiye standardlarinin hayli üzerinde oldugu bi gerçek…

fakat maçlari bizatihi stada gidip izlemenin kötü yanlarindan biri belki de teki diyeyim, insanin (en azindan benim için öyle) ister istemez hayli küfür ediyor olusu. atmosferin verdigi gazla kaptiriveriyorum kendimi.

sözün özü; herkesin övdügü kadar varmis, gençler iyi takimmis. yalniz youla’dan adam olmaz, sadece kosuyor…

ntvmsnbc’de yeralan habere göre “vosvos” efsanesi kitap haline getirilmis; “Vosvos 1931-2003 Bir Kaplumba?a Yolculu?u”… internette arastirirken vosvoslarla ilgili yazilmis baska bir kitaba daha rastladim; elmira elgezdi’nin hazirladigi “Vosvos Efsanesi”.

90 yilina kadar babamin da bir vosvos’u vardi, bal rengi… sattigi zaman simdiki yasimda olsaydim mani olurdum sanirim. arabalara olan asiri düskünlügümden degil de, daha çok “tosba”ya olan sempatimden dolayi. hem satildigi vakit de üç kurusa gitmisti, degerini farketmeyecek olanlara.

+almanya’daki vosvos (kaefer) müzesi

– abi, ortaköy’den geçer mi?
+ hayir.
– niye?

aksamin bir vakti taksim-sariyer otobüsünde(levent’ten giden hat) geçen hos bir diyalog. kafa iyiydi belki de ya da yorgundu, ondan sordu eleman…

“noi albinoi” karli bir istanbul gününe uyan karla kapli, sessiz, beyaz ve sarsici bir yapit… 17 yasindaki izlandali bir gencin, fyordun yanina kurulmus kasabasindaki duragan hayatini konu alan bir film. zaman zaman etkili mizah anlayisina sahip, final sahnesiyle de hayli hüzün verici… kendimi filmin kahramani genç “noi”yle beraber yasadigi mekanin dayanilmaz sikintisina, duraganligina ve uçsuz bucaksiz beyazligina kaptiriverdim kolayca. ara ara günesin degerini anliyor insan, karla kapli tepeleri, evleri gördükçe.
hollywood filmlerinden sikilanlar için güzel bir mola olabilir, müzikler de hos ve depresif. yalniz filmi izleyip de istiklal’e çikiverince bir garip oluyor insan; heryer fazla kalabalik ve fazla kaotik geliyor.

+noi albinoi’nin almanca sitesi
+italyanca hazirlanmis güzel bir sayfa

belediye seçimlerine az bir zaman kala adaylar memleketin herbir kösesinde reklamlarini yapmaya basladi. reklamlarda en eglendigim kisim “adaylarimizin” verdikleri enteresan pozlar. bu senenin modasi sivanmis gömlek kollari(icraata yatkinligi simgeliyor olsa gerek) ve bir de futbolcuvari seyirciye(seçmene) kol sallama(el isaretleri “out” anlasilan, kolun ön planda oldugu pozlar hayli ragbet görüyor)hareketleri… seçilmek için yirtinip duran adaylarin ancak cüzi bir kisminin “mutlu” olacagi ortada. kendilerini fazla kaptirmasalar, siyaset çukurunun sonu yok çünkü.

seçimlerden söz açilmisken, bir sonrakinde muhtar adayi olmayi düsünüyorum. iktisatta gelecek yok, bari kendimizi kamuya adayalim…