michael moore’u popüler kilan en önemli özellik, diger pek çok muhalif kisilikten farkli olarak elestirelerini sert ve belli kaliplar içinde degil de daha çok mizahi ön plana çikararak yapmasi… bilhassa bush ve sürekasi hakkinda yazilari okunmaya deger. moore’un yeni kitab? “ahbap memleketim nerede?” ise yakin zamanda kitapçilarda yerini aldi; oldukça eglendirici ve amerika hakkinda enteresan tespitlerle dolu.
çevirmenin kitabin baslangicinda yazdigi önsözde belirttigi gibi(tabi moore’un tarzinda, biraz abarti li olsa da); “bu kitabi okuyan ve amerikali olmayan bir insan, eger amerika’ya gitme niyeti varsa derhal niyetinden vageçecek.” ilgilenenlere duyurulur )

bu arada umarim moore’un bowling for columbine’dan sonra çektigi ve cannes’da en iyi film ödülünü de alan belgeseli “fahrenheit 9/11″i izleme sansi bulabiliriz, dagitimcilar ilgilenirlerse tabi…

Reklamlar

uzun zamandir merakla bekledigim troy’u dün izledim. daha iyi bir çikacagini umuyordum. en azindan “gladyatör” tadini birakmadi… maddeler halinde açiklarsam;

1)oyunculuga lafim yok; hepsi gayet basariliydi. tabii aralarinda en iyileri hektor’daki eric bana’ydi.
2)bu tarz filmlerde mühim bilesenlerden biri de müziktir. epik ya da duygusal sahnelerde seçilecek müzik filmin begeni düzeyini oldukça etkiler. ne yazik ki troy bu konuda basarili degildi. örnegin hektor’un ya da achilles’in ölüm sahnelerinde çok daha etkili parçalar seçilebilirdi. yine bahsetmeden olmaz; gladyatör’de maximus’un kolezyumda öldügü sahneyi etkileyici ve unutulmaz k?lan sahane müzigiydi.
3)filmin konusunun ve çogu ayrintisinin “ilyada” destani nedeniyle biliniyor olusu da heyecan dozajini düsürdü ister istemez.
4)savas sahneleri bekledigimden etkisiz çikti; belki de yüzüklerin efendisi’nin çitayi hayli yukarilara çikarmis olmasindandir. ama yine de özellikle achilles’in oynadigi dövüs sahnelerinde kareografi güzeldi. bilhasa hizlica kosup ziplayarak kiliç sallama hareketi…
5)belki fazla ayrinti olacak ama, ordular asiri derecede büyük gösterilmisti. bilgisayar efektini biraz abartmislar. o zamanlarda yapilan bir savasin bu derece kalabalik olacagini hiç sanmiyorum.

bugün radikal’te haluk sahin’in enteresan bir yazisi vardi, troyalilar ve türkler hususunda… tarihin çesitli zaman kesitlerinden alinmis, türklerle troyalilar arasindaki iliskiye isik tutan ilginç anektodlar bulunuyor. örnegin; fatih sultan mehmed’in papa 2.pius’a yazdigi mektupta yer alan “italyanlarla ayni kökten oldugumuz ve onlar gibi hektor’un öcünü almak hakkimiz oldu?u halde, italyanlarin bize düsmanca davranmalarina ve rumlari korumalarina sasiyorum.” ifadesi gibi.
vizyona yeni giren film sayesinde truva yerine “troya” demenin türkçe için daha uygun oldugunu da ögrendim; “truva” kelimesi fransizca okunusmus.

dün aksam kanallar arasinda dolasirken eurovision’un son kismina rastladim. seyredecek baska birsey de olmayinca izledim, milletin büyüttügü kadar var mi diye de incelemek adina… genel anlamiyla diger eurovision yarismalarinda oldugu gibi çogu sarki berbat ve geçmisin kopyasiydi. özellikle “kardes” ülke bosna-hersek’in performansi(!) akillara ziyandi. zaten elemeleri geçip finale kalabilmesi de yarismanin kalitesinin ve ciddiyetinin bir göstergesiydi. izlediklerim içinde sirbistan’in sarkisi iyi sayilirdi, bilhassa giris kismi basariliydi.
pop sarkilardan insana gina gelmeye basladigi bu tarz yarismalardan tek beklentim, yarisan ülkelerin yerel tarzlarinda(kendine has enstrümanlariyla) parçalara yer vermesi. fakat bunu uygulayan ülke sayisi pek az, sonuç olarak eurovision da müziksel anlamda bir deger ihtiva etmiyor; daha çok “show-biz” olayi…

amerikan ve ingiliz askerlerinin irakli esirlere uygulamis olduklari kötü muamele ve iskenceyi gözler önüne seren resimlerden sonra güzel memleketimin güzel medyasi galeyana geliverdi hiç düsünmeden, insanlik söylemleri tutturuverdi kendini sorgulamadan… elin gavuruna bu kadar tepki verebilirken, kendi insanlarina yapilan iskencelere neden bu kadar duyarsizlar acaba?
neredeyse hergün gazetelerde ya da tv’lerde ufak haberler seklinde yer bulan (yüzlercesinden de habersiz birakiliyoruz dogal olarak) iddialar ne durumda? insan önce kendi çöplügüne bakar, temizler.