istanbul film festivali’nin 24.sü de nihayete erdi. kafası kesilmiş tavuklar gibi sağa sola her bulduğumu filme gitmedim, ya da gidemedim diyeyim. işin ekonomi politiği var zira… az biraz göz kararı, hafif tavsiyeler neticesinde 5 tane film izledim neticede. bu sefer bariz bir kuzey amerika-almanya düeti sahne aldı, geçen seneye kıyasla. sırayla yazalım bir şeyler, daha sonra görmek isteyenlere de fikir verebilir.

en beğendiğim robert leparge’nin yazdığı, yönettiği ve iki kardeşi oynadığı far side of the moon(la face cachée de la lune). sahne geçişleriyle ve müzikleriyle seyre değer. ayrıca uzay tutkusu olanlara ve tarihinde kardeş çekişmesi barındıranlara birebir.

scrubs dizisinde de pek başarılı oynayan zach braff’ın ilk yönetmenlik deneyimi garden state var bir de. şimdiye kadar vizyonda gösterilebilirdi aslında. amerika’da yazın oynamış zira. filmi izlenebilir kılan unsurların en başında natalie portman geliyor, ve tabi harika müzikler. bir an evvel soundtrack araştırmalarına başlamalı…

kataloğu karıştırırken festivalde gösterileceğini öğrenmek ten hayli mutlu olduğum filmlerden biri de, hannes stöhr’ün one day in europe filmi… arkaplanında deportivo-galatasaray şampiyonlar ligi finali barındıran; avrupalıların her ne kadar birlik ya da imparatorluk yolunda ilerliyor olsalar da aslında en temel düzeyde yani insanı iletişim hususunda daha emeklemekte oldukları fikri üzerine bina edilmiş hoş bir film. moskova, istanbul ve compostela bölümleri hayli eğlenceli, lakin son berlin kısmı biraz baştan savma olmuş. maçın skoruna gelince penaltılar hala atılmaktaydı.

bir diğer alman filmi de napola. nazi politik akademileriyle ilgili… ne yazıkki klasik bir yatılı öğrenci filminden pek öteye gidemiyor. yanı sıra klişe holivud sahneleri de bol. fakat sırf 2 genç oyuncunun performansı için seyretmeyi hak ediyor. ama sinemaya gidip o kadar para vermeden…

son olarak ayrı paragraf açmak lazım, roman polanski’nin chinatown‘ına… şimdiye kadar seyretmemiştim ve hatta duymamıştımda. eh yuhalanmak lazımsa yuhalayınız efendim. bilmemek değil öğrenmemek ayıptır zira. neyse, anlatmaya gerek yok, jack nicholson’ı görmek için bi yerlerden tedarik ediverin. yalnız altyazısı düzgün olsun, festivaldeki gibi tercüme facialarına maruz kalmayın…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: