Picture 1.png
resimde de gorulecegi uzere, southampton camiasi olarak umudumuzu carsamba gunune baglamis bulunuyoruz. ‘sun index’ high imis; sicaklik oranlari cok muhim degil. tabi geceleyin havanin 1 derece olacagini o kadar dikkate almazsak. heyecanlandim lan.. bu arada turkiye’de havalar da pek bi gunesli demeyin, darilirim : )

Reklamlar

bu sabah, 1 ay icerisinde ikinci kez beynimi delip gecen bi gurultuye sahip olan yangin alarmiyla uyandirildik yurt olarak. son zamanlarda insanlarin uzerine binmeye baslayan bikkinlik halini bi nebze de olsa atmanin enteresan yollarindan biri de bu alarmlar olsa gerek, hic suphesiz. ilkinde yangina sebep olan ufak bi ekmek kizartma makinasiydi, bu sabahkinde ise fail bildigimiz kendi halinde firin.

neyse, sabah her zamanki gibi ogleden sonra 1 gibi bitirecegim uykumun belli bi asamasina gelmisken, allah sizi inandirsin cin iskencesi aleti yerine gecebilecek bi dellendirme potansiyeline sahip yangin alarmiyla uyandim. ‘hay ben bu yangini cikaranin, ta…’ ic gecirmeleriyle birlikte pantolunumu giyip, uzerime montumu da alip ciktim disari. [dikkatinizi buradaki mont ayrintisina cekmek istiyorum, 23 mayis-mont alt metni okuyucuya kalmis] disarida bekledik biraz; bu sirada her merakli turk gencinin yapacagi gibi yurdun bilimum noktalarina gidip yanginin nerden ciktigini gormeye calistim. yer tespitini yapmanin huzuruyla basim goge erdi bi kac dakikaligina.

bu arada yanginin da aslinda ‘yangincik’ statusunde oldugunu belirteyim, tipki ilkinde oldugu gibi. daha sonra ingiliz itfaiye cemiyeti olayin bokunu cikarip 3 tane itfaiye araciyla olay noktasina intikal etti. yangin sondurme tupu mudur nedir onla bile bas edilebilecek bi sey icin, herifler 3 arac yolladilar. [10 dakika icinde] yok boyle bir sey. ulan, biz de apartman yansa adamlarin gelmesi ne kadar zaman alir.

ps 1: bu sene bi de okulun bi fakultesi tamamen yanmisti, ugursuz muyum nedir :)
ps 2: yalniz daha sonra tekrar 1’e kadar uyudum, prensip meselesi…
ps 3: yapacak is yok, boyle ufacik biseyi bile uzun uzun anlattim. hava da kotu zaten…

hayatimda hic bu kadar soguk ve yagisli bir mayis ayi gecirmemistim. acikcasi ileride sibirya gibi biyerde yasamadigim muddetce de boyle birseyi tekrar tecrube edebilecegimi sanmiyorum. tum bu olanlarin uzerine bir de sanki mayis ayi gelince hava bir anda duzelecekmis gibi, yurtta kaloriferleri yakmaktan vazgecti yurt yonetimi. su an odada uzerimde polar mont, ayaklarimda ise kalin coraplarla oturuyorum. ve tarih bugun itibariyle 20 mayis. haberim yokken ingiltere guney yarimkureye mi dahil oldu yoksa?

onumuzdeki 5 gunluk hava durumu tahminlerine goz attim az evvel. carsamba gunu 9 derece olacak diyor. allah’im bu bi kabus olmali… sirtimi isitmak istiyorum artik :)

belli bir yasi asmis [genel kaniya gore minimum 15, + – oynayabilir], ama hala cizgi film ya da animasyon izlemekten hoslanan ve de zevk alan kisilerin alaya alinmasi kadar salakca bi tutum yok sayin okuyucu. bi kere soyle dusunseler o akl-i evveller; o burun kivirdiklari seyleri yapanlarin/cizenlerin cocuk olduklarini mi saniyorlar acaba? yoksa yasini basini almis insanlar mi onlar? icimizdeki gulme, mutlu olma duygulari eksilmesin diyerek, sosyal mesaj icerikli blogumu nihayete erdiriyorum :)

gunun sarkisi da icerikle alakali olacak; spirited away soundtrackindan itsumo nando demo/always with me

su fani omrumde kriket de oynadim ya, artik gozum kapali gitmem :) evet, cesitli dalavereler neticesinde (ingiliz kurnazligi derler diplomaside) futbol yerine bu acayip sporu oynarken buldum kendimi. beyzbol’a benzer birsey; temel mantik bi noktadan firlatilan topa eldeki sopayla vurabilmek… bu arada ilgili sopa icin kullanilan teknik terim de bat imis. yalniz vurma kismindan sonrasindaki kurallar silsilesini pek anlayamadim acikcasi. eger topa vurulabilirse belirli 2 nokta arasinda kosturup durmak gerekiyor, ama sistematigi cozemedim ne yazik ki. devamli “you’re out” deyip durdular; kandirmis da olabilirler tabi, emin degilim. fakat her seyden once, topa o ozurlu sopayla vuramadim bi turlu, devamli iska gectim. siritip durarak ‘nice and slow’ yaparsam, topa vurabilecegimi soylediler ama o da pek kar etmedi. havayi dovdum bol bol :) oyun bittikten sonra da ‘cok sikici bi spor lan bu, zaten bi tek commonwealth ve somurgelerinizin oynamasinin bi sebebi olmali’ dedim. eh, tabi verecek cevap bulamadilar. :)
neyse, bundan sonraki hedefler golf ve curling‘in tadina bakip, acayip sporlar cesitlemesini noktalamak.

daha evvel otobuslerle ilgili birseyler yazmistim; kimsenin yanima oturmaya pek yanasmamasiyla alakaliydi sanirim. neyse, bu konuda hala pek bi degisiklik yok zaten; hala oturmuyorlar. bu sefer otobus ortamiyla ilgili baska birseyden bahsedecegim, yolcu-sofor iliskisi uzerine…

diger sehirleri bilemiyorum ama istanbul’da otobus soforleri pek sevilen bi zumre degildir. her ne kadar soforler odasi, ataturk’e ithafen ‘soforler en asil duygularin insanidir’ dese de… acikcasi southampton’da durum biraz farkli, yani soforler azicik garipler ve dogal olarak bu gariplik biz yolculara da sirayet ediyor. soyle ki; otobuse binerken karti makinaya okutuyorum sofor ‘thank you’ diyor, icimden bi ‘estagfurullah, gorevimiz.’ diyorum. ne derim ki baska, bunye direkt ‘mavi ekran’ veriyor boyle birsey duyunca. neyse isin garibi, durakta yolcular inerken soforu yine bol bol ‘thank you’ya boguyorlar, sag salim duraga ulastiklari icin ona bi minnet falan duyuyorlar herhalde. hazir konu acilmisken buradaki otobus soforlerinin cogu kupeli ve dovmeli. tabi biyikli olmadiklarini da eklemeye gerek yok…

yalniz bu anlattigim mutlu mesut iliski, londra denen jungle’de mevzu bahis degil. orasi ayni Istanbul, insanlarin birbirlerine yaklasimlari vs. londra’ya her gidisimde otobuse bindim, daha bir sofor ‘thank you’ demis degil. belki bu hicbirinin ingiliz olmamasindan da kaynaklanmis olabilir, bilemeyecegim. hatta ikisi bozuk param olmadigi icin otobusten inmemi pek de kibar olmayan [get out diyerek ornegi] yollarla ifade ettiler.

neyse, blogu nasil baglayacagimi bilemedim. Ilginc bi anektod anlattim iste; kissadan hisse Istanbul londra gibi, soforler de birbirine benziyor ustelik. artik bozuk parasiz otobuse binmiyorum…

bu blogu da bi mp3’le noktalayayim; A Perfect Circle – Orestes