batsin bu dunya

politika ve siyaset isleri hayli sinir bozucu ve yipratici olsa gerek. zaman zaman bu islerle istigal eden insanlari tv’de konusurken gordugumde bu fikre kapiliyorum. cogunda hayattan bezmislik, konusmaktan sikilmislik ve ayni seyleri done done tekrar etmekten gina gelmislik havasi hakim. gozlerinin etrafindaki uykusuzluktan olusan morluklar da cabasi.

papa’nin turkiyeyi ziyaretiyle ilgili haberleri izlerken abdullah gul’u gordum, roportaj verirken… fark ettim de 4-5 sene icerisinde hayli yaslanmis gibi duruyor; saclari beyazlamis, ses tonu daha bir kisiklasmis. konusmalarinda cumlesinin basinda ‘hay ben alayinizin….’ diyesi varmis gibi geldi. zor yani bu isler; maaslari iyi bile olsa cekilmez vallahi.

Baba ve pic

102274.jpgelif safak’in turkiye capinda olay yaratan ve neticesinde dunyada da ses getiren son romani ‘baba ve pic’i okudum. haliyle oncelikle merak ettigim, kitabin edebi degerinden ziyade ‘turkluge hakaret ediliyor’ diye yaygara koparanlarin ne kadar hakli olduklarini ya da olamadiklarini gormekti.

edindigim sonucu hemen belirtmem gerekirse; koken olarak bir turk olmama ragmen kitabi okudugum muddetce -ki yaklasik 4-5 gune tekabul ediyor- kendimi hic hakarete ya da iftiraya ugramis gibi hissetmedim. bu yaygaranin neden koptugunu da anlayabilmis degilim hala. yani sira mahkemelerde ilgili davalari acanlarin da kitabi sahiden okuduklarindan supheliyim. eger okumuslarsa da bunu yaparken antenlerini sadece soykirim kelimesine ayarlamis ve geride kalan bir suru seye hic onem vermemis olsalar gerek.

Daha fazla

babel

3234_babe_bb.jpg21 gram ve amores perros’un yonetmeni inarritu’nun son filmi babel’e gittik ve ciktigimizda edindigimiz izlenim filmin oldukca basarili olduguydu. yonetmen babel’de de diger yapitlarinda oldugu gibi farkli mekanlar ve bu mekanlarda gelisen olaylarin, yasayan insanlarin hikayelerinin kesismesi fikrini kullanmisti. lakin babel’de zaman farkliliklari cok daha azdi, olaylar hemen hemen ayni duzlemde gelisiyordu; bilhassa 21 gram’la karsilastirildiginda.

filmi 3 bolume ayirirsak (meksika-abd, fas ve japonya olarak) izlemekten en cok keyif aldigim kisim meksika-abd oldu. tez konumun meksika ve sinirdaki insanlarin sosyal ve ekonomik durumlariyla alakali olusundan olsa gerek, beni daha cok cezbetti bu bolum. japonya ise goreceli olarak diger iki bolume nazaran daha sonuktu; ya da senaryonun icine tam olarak dahil olamamis gibi duruyordu. hikayenin geneliyle baglantisi yeterince saglam degildi acikcasi.

Daha fazla

istanbul cok modern

uzun zamandir gitmeye niyet ettigim, ama ya firsat cikmadigi icin ya da biraz tembelligimden oturu bi turlu gidemedigim istanbul modern’i nihayet ziyaret edebildim. halk gunu olan persembeyi secmis olmamiz tesaduf degil elbette. sanirim bizim gibi dusunen pek cok insan vardi ki bekledigimden kalabalikti; gidisimizin oglen saatlerine denk geldigini de goz onunde bulundurursak ustelik.

acikcasi gitmeden evvel ne gormeyi bekledigiminden emin degildim; aslinda temel olarak sanirim sadece merak vardi. nihayetinde cok da memnun kalmadim diyebilirim. venedik bienalinden secme eserler vardi ve hemen hemen hepsini biraz fazla ‘modern’ buldum diyebilirim. bazilarina anlam bile veremedim. tek ilgimi ceken kisim goksin sipahioglu’nun fotograflarindan olusan sergiydi; en cok da orasi ragbet gormustu zaten.

netice olarak sergilenen yapitlari cok modern ve anlasilmaz buldum, binanin ismiyle de alakali olarak. zevkime fazla hitap etmedi, ama en azindan da gidip gormus ve neticede iyi kotu bi fikir beyan edebilecek izlenime de sahip oldum.

amerikan secimleri

amerika’da ara secimler yapildi ve demokratlar hem senatoda hem de temsilciler meclisinde cogunlugu elde etmeyi basardilar. her ne kadar bu sonuc cok sevinelecek bir durum olmasa da, en azindan bush ve ahalisinin burunlarinin biraz da olsa surtulmus olmasini gormek guzel. ama pek cok politik meselede muhim degisimlerin olacagini sanmak da haddinden fazla bir iyimserlik olur.

cumhuriyetcilerin yenilgisinden sonra da faturanin bir kismini odemek ilk once donald rumsfeld’e kaldi; ve gorevinden ayrildi. bu, irak’ta ve dunyanin diger yerlerinde amerika ve onun dostlari tarafindan yurutulen isgaller neticesinde olen binlerce insani geri getiremez ne yazik ki.

turkiye’de ilk gun itibariyle secime verilen tepkiler icerisinde yeni meclis baskani olacak kisinin ermeni lobisine yakin olusu onemli bir yer tuttu; ileriki zamanlarda soykirimin resmen taninmasi hususunda muhim adimlarin atilabilecegi belirtildi. acikcasi benim aklima yatmayan ve beni rahatsiz eden nokta su; sirf ermeni soykiriminin taninma ihtimalinin artmasi yuzunden secimlerin pek de iyi bir neticeyle sonlanmadigini belirtmek biraz egoistce bir tutum olmuyor mu? yani yeni olusan meclis ve siyaset duzeni icerisinde, amerikan isgali altinda yasayan irak’ta daha az sivilin olmesini engelleyecek politikalarin hukumete sunulmasi ve onlarin baski altinda tutulmasi olasi. bu yuzden insanlarin olmesini durdurabilecek her turlu neticenin, bir soykirimin (sozde ya da degil) taninmasindan daha onemli olmasi gerekli bana gore. ustelik dunyayi diger insanlarla paylastigimiz ve her gun tv’de onlarca insanin oldugunu izledigimiz gercegi goz onunde bulundurulursa…

aramaya inanmak

portakallilokum.com adresinde ben sikilana kadar ikamet edecek bu blogun ilk yazisini yaziyorum. ilk olmasi hasebiyle aklima yazacak cok fazla bir sey de gelmiyor; hayatimin bu aralar oldukca rutin ve sikici bi sekilde geciyor olmasinin bu malzeme eksikliginde bir miktar payi oldugunu inkar edemeyecegim. herhangi bir seye baslamadan evvel sunu belirtmeliyim ki, bu blog acik kaldigi surece kimligimin bilinir olmamasina calisacagim; zira bu, kanaatimce yazma hususunda insana daha genis bir ozgurluk imkani sunuyor. yerinde bir fikir oldugunu iddia edemem ama su an icinde bulundugum sartlar boyle dusunmeme yol acmis vaziyette.

is arama evresindeyim ve bir kac yere cv’mi biraktim; geri doneceklerinden pek emin degilim. geri donup beni gorusmeye cagirmalari durumunda da neler sorabileceklerini ve benim sorulacak seylere nasil cevap vermem gerektigini bilemiyorum. dolayisiyla bu bende bir miktar tedirginlik ve kararsizliga yol aciyor; ya da hafiften kendine guvensizlik de olabilir. hepsi beraber sanirim… su zamanlari atlatip, islerin daha bir rayini oturdugu evreye gecmeyi arzuluyorum ve nihayetinde gelecek sene eylul-ekim aylarina ulasabilmeyi…