Sus, konuşma

bazı insanları konuşurlarken dinleyebilmek çok zor oluyor. sanırım seslerinin tonlarında, vurgularında ya da cümle kurulumlarında bir problem bulunuyor. geçenlerde tv’de zaplarken habertürk’te bir programa rast geldim; harun tekin, pelin batu ve tanımadığım kıvırcık saçlı bir adam program yapıyorlar. aslında daha çok aralarında geyik döndürüyorlar da denebilir. neyse, pelin batu’yu dinlerken az evvel bahsettiğim şey aklıma geldi. sahiden de kadını ne zaman dinlemeye çalışsam başaramıyorum; çok yoruyor beni.

bir de digiturk’te gösterilen “house” diye bir tıp/doktor dizisi var, oranın asıl elemanı da bu klasmanda başa oynar. babam o tarzda konuşsa oturup dinleyemem yani, o derece vahim! tıp dizisi deyince; hanım tıp dünyasından ve haliyle nerede böyle dizi varsa izliyor. grey’s anatomy, e.r. vs. içim bayılıyor bazen…

Advertisements

Azıcık aşım, dertsiz başım

bu devirde insanın birikmiş parası olması biraz stres verici olsa gerek. elbette, birikmiş para derken 3-5 milyardan bahsetmiyorum; ondan bir ya da iki kademe daha fazlası. zira dolar almış başını gidiyor, borsada hisseler diplerde sürünüyor, herkes karamsar konuşuyor, yurtdışı piyasalar pek bir fena vaziyette ve nihayetinde ortam/piyasa hayli karamsar. eh, tüm bunlar da birleşince parası olan adam/kadın kara kara düşünüyor, nasıl bunun değerini korusam ya da bu krizden nasıl karlı çıksam diye. uykularına giriyordur mazallah!

2 senedir bir bankanın genel müdürlüğünde, az buçuk piyasaların içerisinde biri olarak pek bir para biriktiremedim diyebilirim. çünkü hem birikterecek kadar para vermiyorlar, hem de evlilik hazırlıkları sırasında bayağı bir sabit maliyet ortaya çıkıyor. şimdi de üzerine kriz kapıya dayanınca, fazla da bir kaygım/beklentim olmuyor açıkçası. fazla param yok, ve bu durumda bunlar gözümün önünde eriyip gidiyor diye tasalanmama da gerek yok. her gün p”ortföyüm şu kadar azaldı, şu kadar içerdeyim” muhabbetleri duymaktan gına geldi. benimki “azıcık aşım, dertsiz başım” durumu. buraya okuyan varsa eğer tavsiyem şudur; benim gibi az biraz paranız varsa koyun bir vadeli hesaba, en azından enflasyondan korunun.

yes, it’s very bed

enteresan ve dumur edici olayların zaman zaman yaşanabildiği bir yerde çalışıyorum. (genel merkezde yaklaşık 800 kişi var) şimdi ismini vermeyeyim, zira aşağıdaki alıntıyı bir şekilde görürlerse sonra başım derde girmesin. ;)

Sayın yetkili

Wc lerin  pis su borularının toparlandığı  kanalizasyon  logarında  sık sık tıkanmalar olmaktadır.(son bir ay içince 2 defa ) Tıkanma sebebi olarak  bed. Tuvalet kağıdı ve rulosu ve diğer katı atıkların sebep olduğu görevliler tarafından görülmektedir.  

Firmamız wc  leri kullanan personelin tuvalet kağıdı  tuvalet kağıt rulo, bed  (bayan personel ) türü katı atıkların wc lere atılmaması konusunda bilgilendirilme, ikaz edilmesi gerekmektedir.

evet, burası tüm insanların görebileceği şekilde yukarıdaki gibi bir e-mailin rahatlıkla atılabildiği bir yer. aslında durumun “bed” kısmından, vehamet ortaya çıkıyor. bir de; katı atık derken?

Bir barda bu resmin üstünde

şarkı sözlerini anlamadığım çok vakayla karşılaşıyorum. zaten ingilizce olanları anlamak zor ve normal, siyahi vatandaşlar nedeniyle. ama benim için daha vahimi türkçe şarkıların bazılarında sadece “hhmm, drım, drım, tıs tıs” diyebiliyor olmam. ev ahalisi nedeniyle sık sık powertürk’e denk geliyorum; misal emre aydın’ın bir şarkısı var, anlamıyorum arkadaş. sonra murat boz diye parlak bir eleman var, tekerleme gibi bir şeyler söylüyor. bilemiyorum…

yine de benim için en kronik olanı teoman’ın paramparça’sıydı. yıllarca “bugün benim doğum günüm, …, bir barda bu resmin üstünde babamın öldüğü yaştayım” şeklinde algıladım. evet, utandım şimdi tekrar kendimden. hani, bazı programlarda ekrandaki şarkıda ne dendiğini yazıyorlar ya karaoke misali, işte ben onları seviyorum!..

aslında şu son paragrafı yazmamın sebebi bugün benim doğum günüm. yaşım en sevdiğim rakam oldu.

Harun Remzi

Bu aralar futbol maçı izlerken devamlı uykum geliyor. Maçlar biraz geç saatte yayınlandığından mı, yoksa işin-gücün üzerine koltuğa yayıldığımda üzerime sökün ediveren ağırlıktan mı bilemiyorum. Ya da belki Fenerbahçe’nin ultra-über sıkıcı futbolundan kaynaklanıyor olabilir. Rıdvan Hoca ağzıyla konuşmak gibi olmasın da “Bu Arsenal bize ortalama 5 çakar” demiştim maçtan önce, öyle de oluverdi. Adamlar vurdu gol oldu, Allah’tan ikinci yarı vurmaktan vazgeçtiler. Kısacası evdeki Gassaraylının bedduası tuttu.

Ama mesela adamların yaş ortalamasının 21 olması pek bir ilginçti, skordan ziyade. Son golü atan yeni ergen çocuk, diyelim Türk ve ismi de Harun Remzi olsa bu topu oynayabilir ya da bu maça çıkabilir miydi; yoksa o da diğer lokal arkadaşları gibi Paf’ta sürünüyor olur muydu? Konu bu bence.

Bir de bu eleman vesilesiyle aklıma geldi sık sık; İngiltere’deyken adımı anlayaman tüm Rooney görünüşlü yerli beyaz insanlara kısaca “call me aaron” dediğim… Kelimelerin başındaki H harfini niyeyse pek kapamıyorlar.

Kararlı kararsız

yazın araba aldığımızdan beri, arabalara karşı ilgim artmaya başladı. daha evvel hiçbir şey bilmiyordum bu konuda; arabalar, modeller, teknik veriler vs… zaten ancak 25 yaşında, o da babasının biraz zorlamasıyla ehliyet alan biri için gayet normal bir durum. köprüde gişelerden geçerken aralığı tutturamayıp duvara falan vurabilirim heralde diye ciddi ciddi düşünen biriydim. şöyle bir düşününce; zamanla neler değişiyor sahiden.

zaten araba almaya karar vermekle alabilmek arasında geçen süreç aylarla ifade edilebilecek duruma gelmişti. böyle biriyim ben; birşey almaya niyetlendiğimde piyasadaki her ürünü karşılaştırmadan, hepsini görmeden, bin bir değişik insandan yorum duymadan içim rahat etmez. ama aynı zamanda sırf bu yüzden de satın alma süreci de inanılmaz uzar. hatırlarım; ilk dizüstümü alırken neredeyse 2 ay araştırmış, sonra bir tane fujitsi-siemens’i beğenmiş ve akabinde sadece 3 ay sonra ondan nefret edip babama devretmiştim. umarım ortak karar kılarak aldığımız honda jazz bu akibete uğramaz.

bu arada volkswagen sitesini yenilemiş; aşırı kullanışlı ve hoş olmuş. darısı fiat, ford gibi berbat siteler hazırlayan şirketlerin başına.

Amerikan uşağı

digiturk aldığımdan beri (yaklaşık 6-7 aydır) normal/bildik/geleneksel kanalları seyretmemeye başladım. artislik olsun diye değil aslında yaptığım; digiturk’te normal tv’lerdeki gibi kanalları sıralayamadığım için neyin nerede olduğunu da pek bilemiyorum. 2-15, 70-79 arasında zaplayıp duruyorum. en güzeli de fox sports aslında. bu sayede tüm amerikan sporlarına aşina oldum, her açtığımda bir maç gösteriyorlar. yazı beyzbol izleyerek geçirdim, çok eğlenceli bir spor değil ama fena sayılmaz. asıl amerikan futbolu oldukça zevkli, sezon eylül’de başladı, devam ediyor. zaten basketbol, futbol da şifreli yayınlanıyor; koptum gittim. böyle güzel. hem izlediğim maçta bir takım yenildi diye hiç sinirlenmiyorum. lig tv’m olsa fener beni kanser edebilirdi zira.

Previous Older Entries