Beytepe’den anılar (Volyüm 1)

Daha askere gideli 10 gün olmadan bizi yemin törenine aldılar. Kime haber versem hiç bu kadar kısa sürede yapılan bir yemin töreni duymadıklarını söylüyor. Genelde 3 ya da 4 hafta sonunda oluyor zira. Acaba bu durum askerlik geleceğim ile ilgili bir işaret olabilir mi? Olağının dışında bir şeyler vs… ;)

Yemin törenine müteakip 3 gecelik evci izni alınca kendimi Ankara sokaklarında ve bilimum lokantada buldum diyebilirim. 2 günlük süreç içerisinde 5 farklı yerde mideme gastronomik ziyafet çektirdiğimi söylesem; bilmem inanır mısınız? Anlaşılan 10 günlük askerlik bile normal yemeklere olan aşkımı tavana vurdurmaya yetmiş.

Askere gidene kadar dinlediğim pek çok askerlik anısının hakikaten yaşanabileceğine inanıyorum artık. Yürümesini bilmeyenler, sağa sola dönemeyenler, çavuşlara haberleri izleyemiyoruz diye şikayette bulunanlar, birbirleri küfür dışında herhangi bir başka kelime ile iletişim kuramayanlar, gazinoda üstüste 1o kere Kibariye’den “Annem” parçasını dinleyebilenler, yeri sildiği paspas ile aynı zamanda masayı da silebilenler vs. Say say bitmez. ;) Hepsi şimdiden birer anı haline gelmeye başladılar bile. Belki askerlik bitince biraz biraz yazarım bunları. Ama sanırım okuyanların çoğu bundan sıkılacaktır.

Neyse, evci izninin bitmesiyle birlikte pazartesi 2 haftayı bitirmiş olacağım inşallah. Bu da yaklaşık askerlik süresinin %10’una tekabül ediyor. Geri kalan için ise Allah kerim…

Öptüm; bye!

Reklamlar

Cardiff’ten geldim; haberler iyi…

Benim hanımın blogunu takip ediyor musunuz bilmiyorum; ama askerden önce, sürpriz paket program dahilinde kendisine Cardiff’te mükemmel bir baskın yaptım! Gidişimi çaktırmamak ve ipuçu vermemek için çok uğraştım. Aile bireylerini tek tek uyardım, kulaklarını çektim. Neticede istediğim etki yaratılmış oldu ve amaca ulaşıldı. ;)

Tabii her güzel şeyin genelde bir sonu olduğu üzere, Cardiff’teki 4,5 günlük ikinci bahar da dün nihayete ermek durumunda kaldı. Ama her şeye değdi açıkçası. Yurt binasının etrafından akşamın bir vakti elimde bavul ile dolanıp arka bahçeye ulaştıktan sonra odanın penceresini hafifçe tıklatınca oluşan manzarayı uzunca bir süre unutamam sanırım. :) İnşallah “5,5 aylık” enerjiyi depolayabilmişizdir.

Neyse, her İngiltere’ye gidişimde olduğu gibi bu sefer de enteresan bir kişilik ile karşılaşmadan dönmemek olmazdı. Perşembe sabahı, daha açılmamış bir pub’ın sokak ortasına attığı tahta banklardan birine oturmuş Fatıma’nın hazırladığı kahvaltıyı mideye indirirken bir yandan da Londra merkezden Stansted Havaalanı’na gidecek otobüsü bekliyordum. Sokağın başından yavaş yavaş bana doğru yürüyen bir adam gördüm. Biraz salaş bir giyinişi vardı ve nedense ister istemez gözlerimin ayakkabılarına takıldı kısa bir süreliğine de olsa. Nihayet yanıma ulaştığımda bana dönüp bir şeyler demeye hazırlandı. Tam da o anda içimden “umarım içki ya da sigara için para istemeyecektir” diye geçirdim. (İngiltere’de sokakta bu tarz insanlara rastlamak oldukça normal bir durum zira) Diyalog şu şekilde gelişti:

+ İyi güzel, burada otobüs bekliyorsun da geçmez ki onlar buradan.

– Biliyorum, zaten ben de normal otobüsü değil havaalanına gidecek olanını bekliyorum. Sorun değil yani.

+ Anladım, o zaman sorun yok. Bu arada nereye uçacaksın sen?

– Türkiye’ye; İstanbul’a.

+ İstanbul demek. Güzel bir şehir diyorlar orası için. Gitmek istiyorum oraya bir ara.

– (İç ses: Nasıl yani? Hangi parayla gideceksin?) ….

+ Kaç para verdin uçak parasına?

– Yaklaşık 150 pound.

+ Yapma yahu; iyiymiş. Ama daha ucuzları var; 50-60 pounda. Easyjet; bir de bir tane daha vardı. Türk ama adını unuttum. Neydi?

– Pegasus? (İç ses: Nereden bileceksin yahu Pegasus’u?)

+ Hah evet, Pegasus… Şimdi hatırladım.

– (İç ses: Vay anasını) ….

+ Peki oteller ne kadar İstanbul’da? Ya da ev kiralamak falan?

– Ben İstanbul’da yaşıyorum; onun için hiç otelde kalmadım. Bilmiyorum fiyatları ama ev kiralamak aylık 400 pound falan tutar heralde.

+ 400 mü? Çokmuş. Benim bir arkadaşım Berlin’de ev tuttu kısa bir süre için, aylık 400 Euro verdi.

– (İç ses: Amca sen necisin yahu? Berlin’de arkadaş, İstanbul’a seyahat falan.) Haklısın ama İstanbul’da konaklama biraz pahalıdır.

+ Anladım. Neyse, siz ne derler “Allahısmarladık”.

– (İç ses: Bildiğin mavi ekran) Güle güle. ;)

Sonradan otobüsle giderken düşündüm de belki de bu berdüşt kılıklı amca gizli polistir. Hani üniversitelerin önünde simit satma ya da ayakkabı boyama bahanesiyle vakit geçiren, milletle konuşan sivil polisler gibi… ;) Komplo teorisi “mode on”!…