knick knack,finding nemo ile popularitesini daha da art?ran pixar’in 1989 yapimi animasyonu… sinemalarda nemo’dan önce gösteriliyormus; filmi divx’ten izledigim için haberim yoktu. nemo hakkinda bilgi toplarken rastgeldim. 1980li yillar göz önüne alindiginda oldukça basarili oldugunu söyleyebilirim. yalniz biraz kisa, üç buçuk dakika kadar. kazaa’da bulabilirsiniz. deginmeden de geçmeyeyim, “finding nemo”yu “çizgi film mi izlicem, çocuk muyum ben!” deyip de es geçmeyin…

Reklamlar

geçen gün man on the moon’u izledim, oldukça güzeldi. yaln?z filmden daha güzel olan filme de ismini veren REM’in andy kaufman için yaptigi “man on the moon” parçasi… müthis etkileyici bir sarki. bi yerlerden tedarik edilip dinlenmesini hararetle tavsiye ediyorum.

insan yariyil tatilinde olunca film seyretmeye bolca vakit ayirabiliyor. son seyrettiklerim elveda lenin ve son samuray…
“elveda lenin”i seyreden kime rastladiysam hepsi bi sekilde “amelie”ye benzettiklerini söyledi; bu konuda bi fikrim yok ne yazikki. sanirim “amelie”yi seyretmeyen ender azinlik içerisindeyim ;) berlin duvarinin yikilisi sonrasinde degisen kosullarin insanlarin üzerindeki etkilerini mizahi bir yolla anlatma konusunda hayli basarili bi filmdi. sahsen sistemin çarpikliklarini tiye alan sahnelerde bayagi güldüm ama filmi seyreden ve o zamanlari yasamis dogu alman vatandaslari hem gülüp hem de aglamis olsa gerek…
bence “elveda lenin” ve “vizontele tuuba” ayni temelde yol almaya çalisan filmler. tarihin zorlu bir dönemecinin insanlar üzerindeki etkilerini mizahi bir yolla dile getirmek… yalniz “elveda lenin” bunu daha basarili bir sekilde kotarmis.

“son samuray” konusunda bahsedilebilecek en önemli sey ken watanabe(katsumoto)’nin müthis performansi olsa gerek. ve tabii hayli leziz çekilmis olsan savas sahneleri… filmin klasik ve klise bi hollywood sonunun olmasini garip karsilamamak lazim. farklisini bekleyenimiz var mi hala?

geçenlerde karfur’a alisverise gittigimde aklima geldi; kasalarin yaninda lüzumsuz seyler satacaklarina mesela her çesit çikolata, bisküvi gibi abur cuburlar satsalar daha mantikli olurdu onlar adina. kasa önü satislarinda bir miktar artis olacagi kesin bence. insan tam ödeme yapacakken “ya bi kaç tane de gofret alayim, yolda atistiririz” diyebilir pekala. bi dahaki sefer müsteri formlarina yazip öneride bulunayim en iyisi.
böyle gereksiz fikirler de gelebiliyor iste insani aklina…

internette dolasip haberleri okurken ntvmsnbc’de su habere rastladim. abd’de rochester üni.’nde yurtta kalan ögrenciler napster’i ücretsiz olarak kullanabileceklermis, okulun verdigi hizmet sayesinde…
dünyada ne okullar var. bizimkinde(istanbul üni. olur kendisi) bilgisayar laboratuvari bile oldugunu sanmiyorum. hakkini yemeyeyim kütüphanede 5-10 bilgisayar vardi millet internetten istifade edebilsin diye. yalniz bi sayfadan öbürüne geçerken çay-kahve ya da tuvalet molasi verilebilir pekala.

mutlu oldum rochester’li meslektaslarim adina…

bahardan kalma güzel bi hava vardi bugün istanbul’da. evde oturmayalim dedik, nerelere gitmedik bu sehirde diye düsününce de söyle bir; ?ile’ye yollanmaya karar verdik.
yol hayli uzunmus. ayrica yol üzerinde daha evvel görmedigim alemdar, çekmeköy, ömerli ve adini bilemedigim uzakta yüksek bir tepeye konuslanmis bi semt (neresi oldugunu merak ettim) gibi muhitleri de görme sansim oldu. pek istanbul sayilmaz sanirim oralari. insan mesela kadiköy’e gidecekse, “istanbul’a gidiyorum” da diyebilir pekala…

bi de sunu farkettim ki, istanbul’da bayagi hatira ormani varmis. adim basi “bilmemne hatira ormani” diye yazip tabelalari dikivermisler. yalniz “orman” tanimlamasi ne kadar uygundur orasi tartisilir. çogu agaçlik bile denemeyecek kadar küçük ve yine pek çogunda agaç görebilmek de pek mümkün degil.

yazinin sonunda sadede gelip diyeyim ki; ?ile pek güzel ve sirin bir yermis. özellikle ilik ve hafif günesli bir günde sahil kenarinda balik yemek de pek leziz olurmus. nokta.

bayram geldi, ben de hayata geri dönmüs bulundum; bu iki durumun kesismesi de beni sinemaya yöneletti ister istemez. bu seferki duragimiz “vizontele tuuba”…
sanirim memleket sathinda “vizontele”nin ilkini izlememis olan bi ben kalmistim, bari ayni duruma yeniden düsmeyeyim diyerekten gittim filme.
filmin derinlemesine analizlerini kulak ardi ederekten diyebilirim ki; “eglencelik, güzel ve seyirlik” bir film yapmis yilmaz erdogan. oyunculuklar çok basarili ama ne diye deniz akkaya’ya rol vermisler onu çikaramadim. hani bari rol verdin iki çift laf etseydi. deniz kizi olarak da pek basarili degildi zaten…
tuba ünsal da gayet hosmus, sinema perdesinde görünce daha bir farkina vardim.